“Ben Kimim ki Kitap Yazayım?” Düşüncesi Nasıl Aşılır?

Bir kitap fikri ortaya çıktığında insanın aklına önce konu gelir. Birkaç dakika sonra başka bir ses duyulur. “Bu konuda zaten yüzlerce kitap var. Senin anlatacağın ne olabilir? İnsanlar seni neden okusun?” Bu sorular çoğu zaman sağlıklı bir hazırlığın parçası gibi görünür. Fakat cevap aramak yerine yazmayı durduruyorsa artık eleştirel düşünce olmaktan çıkar ve kişinin yazarlık hakkını sorgulayan bir iç sese dönüşür.

“Ben kimim ki kitap yazayım?” sorusunun içinde alçakgönüllülük kadar korku da bulunur. Kişi, yazarlığı ancak çok özel, eksiksiz veya toplum tarafından önceden kabul edilmiş insanların yapabileceği bir iş olarak görür. Böyle düşününce kitabı yazmadan önce yazar olmaya, yazar olmak için de kitabı yayımlamış olmaya ihtiyaç duyar. Bu kapalı döngü, pek çok değerli tecrübenin yıllarca anlatılmadan kalmasına neden olur.

Yazmak İçin İzin veren bir makam yoktur

Bir kitabı yayımlamak profesyonel değerlendirme, editörlük ve yayıncılık süreçleri gerektirir. Fakat yazmaya başlamak için bir kurulun sizi yazar ilan etmesini beklemeniz gerekmez. Yazarlık kimliği çoğunlukla üretimin ardından oluşur. İnsan önce düzenli biçimde yazar, araştırır, metnini geliştirir ve zaman içinde kendisini yazar olarak görmeye başlar.

Buradaki önemli ayrım şudur. Her insan her konuda otorite değildir. Fakat bir konuda mutlak otorite olmamak, o konuda hiçbir şey söyleyemeyeceğiniz anlamına gelmez. Yapmanız gereken, sözünüzün sınırını doğru belirlemektir.

Bir psikiyatristin klinik hastalıklar üzerine yazacağı kitapla, yıllarca kaygıyla yaşamış bir kişinin deneyim kitabı aynı iddiayı taşımaz. Bir şirket danışmanının yönetim kitabıyla, aile işletmesini büyütmüş bir girişimcinin yaşadıklarını anlattığı kitap farklı dayanaklara sahiptir. Her ikisi de değerli olabilir. Güvenilirlik, yalnızca unvandan değil, ne bildiğinizi ve neyi bilmediğinizi açıkça göstermekten doğar.

Okur kusursuz İnsanı değil, İşe yarayan sözü arar

Yazar adayları bazen okurun karşısına her sorunu çözmüş biri olarak çıkmaları gerektiğini düşünür. Oysa iyi bir kitap çoğu zaman yukarıdan konuşan bir sesle değil, yolu dikkatle incelemiş bir rehberle bağ kurdurur.

Okur sizden hayatın bütün sırlarını açıklamanızı beklemez. Belirli bir konuda kendisinden birkaç adım ileride olmanız, yaşadıklarınızı anlamlandırmanız, araştırmanız ve bunları düzenli bir yapıya dönüştürmeniz yeterli olabilir. Bir insanın yıllarca dağınık biçimde düşündüğü meseleyi açık bir çerçeve içinde anlatmanız bile başlı başına değer taşır.

Bu nedenle soru “Ben bu konuda dünyanın en yetkin kişisi miyim?” olmamalıdır. Daha dürüst sorular şunlardır. Bu konuda yaşadığım, gözlemlediğim veya araştırdığım ne var? Okurun işine yarayacak hangi ayrımı yapabilirim? Söylediklerimin dayanağını gösterebilir miyim? Bilmediğim yerde sınır çizebilir miyim?

Yetersizlik duygusu her zaman yetersizlik kanıtı değildir

Bir konuda sorumluluk hisseden insanlar, çoğu zaman eksiklerinin de farkındadır. Bu farkındalık bazen onları gereğinden fazla durdurur. Buna karşılık bilgisi sınırlı olduğu hâlde kendinden çok emin konuşan insanlar da vardır. Kendinizden şüphe etmeniz, otomatik olarak yetersiz olduğunuzu göstermez. Bazen yaptığınız işi ciddiye aldığınızı gösterir.

Yine de bu duyguyu romantikleştirmemek gerekir. Gerçekten bilgi açığınız varsa çözüm kendinize “Ben yeterliyim” demekle sınırlı kalamaz. Araştırma yapar, uzmanlara danışırsınız, kaynak okur, yanlış iddiaları çıkarır ve kitabınızın kapsamını daraltırsınız. Özgüven ile hazırlık birbirinin yerine geçmez. Sağlam bir yazar sesi ikisinin birlikte gelişmesiyle kurulur.

Kendi yazarlık dayanağınızı belirleyin

Her kitabın bir güvenilirlik kaynağı vardır. Bu kaynak akademik eğitim, meslek tecrübesi, uzun süreli gözlem, kişisel yaşantı, arşiv araştırması, görüşmeler veya bunların birleşimi olabilir.

Bir kâğıdı dört bölüme ayırın. İlk bölüme bu konuyla ilgili yaşadıklarınızı yazın. İkinci bölüme mesleki veya eğitimsel birikiminizi ekleyin. Üçüncü bölüme araştırmanız gereken soruları sıralayın. Dördüncü bölüme de yardım almanız gereken uzmanlık alanlarını yazın.

Bu çalışma iki yarar sağlar. Elinizde bulunan malzemeyi görünür kılar ve kitabın hangi noktalarda desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterir. Böylece yetersizlik duygusu belirsiz bir utanç olmaktan çıkar, somut bir çalışma planına dönüşür.

Başkaları yazdıysa sizin kitabınıza gerek var mı?

Aynı konuda başka kitapların bulunması çoğu zaman kötü bir işaret değildir. Tam tersine, o meseleyle ilgilenen bir okur kitlesinin varlığını gösterir. Hiç kimsenin konuşmadığı bir konuda kitap yazmak her zaman özgünlük anlamına gelmez. Bazen ortada yeterli ilgi olmadığı anlamına gelir.

Sizin farkınız konunun kendisinden çok yaklaşımınızda ortaya çıkabilir. Kime seslendiğiniz, hangi örnekleri seçtiğiniz, meseleleri hangi sırayla anlattığınız ve okura nasıl bir dil kurduğunuz kitabı ayrıştırır. “Zaman yönetimi” üzerine yüzlerce kitap olabilir. Fakat küçük çocuğu olan çalışan annelere, yaratıcı meslek sahiplerine veya aile şirketi yöneticilerine odaklanan kitapların yapısı birbirinden ayrılır.

Özgünlük, dünyada daha önce söylenmemiş tek bir cümle bulmak değildir. Bilinen parçaları yeni bir okur için anlamlı, dürüst ve işe yarayan bir bütün hâline getirebilmektir.

İçinizdeki eleştirmene doğru görev verin

Eleştirel ses tamamen susturulması gereken bir düşman değildir. Doğru zamanda çok değerlidir. Kaynakların yeterli olup olmadığını, cümlelerin açık kurulup kurulmadığını ve iddiaların abartılı görünüp görünmediğini denetler. Sorun, bu sesin daha ilk taslak oluşmadan göreve başlamasıdır.

Yazma ve değerlendirme zamanlarını birbirinden ayırın. İlk çalışma sırasında yalnızca malzeme üretin. Ertesi gün veya belirlediğiniz başka bir saatte editör gözüyle metne dönün. Böylece içinizdeki eleştirmen kapının önüne atılmaz, doğru vardiyada çalıştırılır.

Küçük bir kanıt dosyası oluşturun

Kendinizi yazmaya yetkili hissetmek için büyük övgüler beklemeyin. Küçük kanıtları bir araya getirin. Daha önce yazdığınız bir yazıya gelen anlamlı yorum, bir öğrencinin sizden öğrendiği şey, iş hayatında çözdüğünüz bir sorun, yaptığınız araştırmada tuttuğunuz nitelikli notlar ve düzenli yazdığınız günler bu dosyaya girebilir.

Bu liste size “mükemmel bir yazar” olduğunuzu kanıtlamaz. Zaten ihtiyaç duyduğunuz şey bu değildir. Size, çalıştığınızı, biriktirdiğinizi ve söyleyecek bir sözünüz olduğunu hatırlatır.

Güvenilir bir yazar sesi nasıl kurulur?

Güvenilirlik, iddialı cümlelerin sayısıyla artmaz. Okura neye dayanarak konuştuğunuzu göstermeniz gerekir. Kişisel deneyimi aktarıyorsanız bunun kişisel bir deneyim olduğunu belirtin. Araştırma sonucu veriyorsanız kaynağını gösterin. Uzmanlık alanınızın dışına çıktığınız yerde kesin hükümler yerine doğru soruları sorun ve ilgili uzmanların görüşlerinden yararlanın.

Yazar biyografisi de bu nedenle önemlidir. Biyografi, kişiyi olduğundan büyük gösterecek unvanların sıralandığı bir reklam alanı olmamalıdır. Kitabın konusu bakımından hangi deneyimlerin anlam taşıdığını açıklar. Okur, bu kitabı neden sizin anlattığınızı anlayabilmelidir.

Kendinize şu cümleyi tamamlatın. “Bu kitabı yazabilecek tek kişi ben olmayabilirim, fakat benim bu kitaba getirebileceğim özel bakış şudur…” Cevapta hayatınızdan, mesleğinizden, gözlemlerinizden veya kurduğunuz yöntemden gelen bir ayrım arayın.

Sık sorulan sorular

Uzman olmadığım bir konuda kitap yazabilir miyim?

Kapsamınızı doğru çizerek, ciddi araştırma yaparak ve gerektiğinde uzman görüşü alarak yazabilirsiniz. Sağlık, hukuk ve finans gibi yüksek sorumluluk taşıyan alanlarda kişisel deneyimi uzman tavsiyesi gibi sunmamak ve profesyonel denetim almak özellikle önemlidir.

Daha önce hiç yazı yayımlamadıysam kitaba başlayabilir miyim?

Evet. Fakat doğrudan uzun bir kitaba geçmeden önce kısa yazılarla düşüncenizi sınamak yararlı olabilir. Birkaç deneme yazısı, anlatım sesinizi ve okurun hangi sorulara karşılık verdiğini görmenizi sağlar.

Eleştirilirsem ne yapmalıyım?

Eleştirinin metne ilişkin somut bir gözlem içerip içermediğine bakın. Kullanılabilir eleştiri, nerede sorun yaşandığını gösterir. Kişiliğiniz hakkında verilen genel hükümler ise çoğu zaman editoryal bir değer taşımaz.

Sonuç

“Ben kimim ki kitap yazayım?” sorusunun en güçlü cevabı bir unvan cümlesi değildir. Yazdığınız, araştırdığınız ve geliştirdiğiniz sayfalardır. Yazarlık hakkı, kusursuzluk belgesinden gelmez. Söylediğiniz sözün sorumluluğunu almak, sınırlarını bilmek ve okura gerçek bir değer sunmakla oluşur.

Bugün kendinizi yazar ilan etmek zorunda değilsiniz. Fakat yazarlığa doğru çalışmaya başlayabilirsiniz. Kitabınızın dayanaklarını çıkardıktan sonra sıradaki adım, fikrinizi doğru bir yapıya dönüştürmektir. “Hangi Konuda Kitap Yazmalıyım?” rehberi bu çalışmanın doğal devamıdır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir